Çerkes Sürgünü 152.yılında Kefken'de anıldı.
KAFFED (Kafkas Dernekleri Federasyonu) tarafından 14 Mayıs 2015 Cumartesi günü 1864 yılında zorunlu göç sırasında hayatlarını kaybeden Çerkesleri anmak amacıyla, Karaağaç köyü mezarlığı ve Babalı sahilinde (Kefken, Kandıra, KOCAELİ) kaybettiği Çerkesleri için anma proğramı organize edildi.

21 Mayıs 1864 yılında zorla göç ettirilen ve 500 binden fazla Çerkesin hayatını kaybettiği Büyük Çerkes Sürgünü’nün 152’inci yılında Çerkes’ler atalarının ilk karayla buluştukları Kocaeli’nin Kandıra ilçesine bağlı Babalı köyü sahilinde anma proğramı yaptı.



Anma proğramı Kafkasyadan sürülerek Anadolu’ya gemilerle göç ettirilen Çerkes’lerin Anadolu’da karaya ilk ayak bastıkları ve yerleştikleri yerlerden biri olan, geçmişte hayatını kaybeden Çerkeslerin toplu olarak gömülü olduğu ilk mezarlardan birisi olan ve günümüzde mezarlıkta bu konu hakkında anıt da yaptırılmış olan Karaağaç Köyü mezarlığında saat 17:30 da başladı.

Kahramanmaraş Kafkas Kültür Derneği Gençlik Komisyonu tarafından büyük bir ekip çalışması ile yaptırılan Dünyanın en büyük Adige Bayrağı da bu mezarlıkta açılarak gençler tarafından proğram boyunca dalgalandırıldı.



KAFFED Genel Başkanı Yaşar ASLANKAYA bir konuşma yaparak sürgün ve soykırım hakkında bilgi verdi. Sayın ASLANKAYA’nın konuşma metni;

Saygıdeğer Büyüklerim,
Sayın Protokol,
Değerli Dernek Başkalarım ve Yöneticilerim,
Kıymetli basın ve yayın emekçileri,
Ve 152 yıl önce vatanından sürülmüş atalarımızn yaşadığı acıları yüreğinde hissederek uzak-yakın yollardan gelen siz sevgili soydaşlarım ve halkımın dostları… Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Yüz yıl süren Rus-Kafkas savaşlarında ve sürgün yollarında yaşamını kaybeden atalarımızı rahmetle anıyor, aziz hatıralarının önünde saygıyla eğiliyorum.
Allah hiç kimseye benzer acıları yaşatmasın.
İçinde bulunduğumuz mekan, bu topraklara canlı olarak ulaşabilen atalarımızın, yaşamları boyunca çektikleri acıların ebediyete kadar son bulduğu yerlerden sadece bir tanesidir.   
Şu an bulunduğumuz ve diaspora için çok büyük önem arz eden bu mekanın keşfini Ömer Büyüka büyüğümüz ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’mizin gençlerinin yaptığı araştırmalara borçluyuz. Akabinde yine İstanbul Derneği üyelerimiz tarafından 21 Mayıs 1993 tarihinde burada gerçekleştirilen ilk anma programı da toplumsal uyanışımızın mihenk taşı olarak değerlendirilebilir.
Sizlerin huzurunda bu kıymetli çabaları ortaya koyanlara tekrar şükranlarımı sunarım.
Bununla beraber toplumsal hafızamızın onarımının bir parçası olarak köy mezarlığı içindeki anıt dönemin Karaağaç köy muhtarı ile köy halkının da her zaman büyük bir minnetle andığımız anlayış ve yardımlarıyla inşa edildi. Huzurlarınızda bu tarihe ve halkımıza saygı duyarak, buraların korunmasında ve bu günlere getirilmesinde emeği geçen Karaağaç köylülerine bir kez daha teşekkür etmek isterim. Aynı zamanda, köyde yaşayan kardeşlerimizin, atalarımızın mekanına göstermiş oldukları kadirşinaslığın halkımızca takdirle karşılandığının da bilinmesini isterim.
Tarihi günler toplumların tarihsel hafızlarını tazeledikleri, toplum olma bilincinin önemine yeniden vardıkları günlerdir. Dolayısıyla böylesi günleri bir arada, birlikte anmak büyük önem arz etmektedir. Soykırım veya sürgün gibi trajedilere maruz kalmış toplumların, bu acıların tekrar yaşanmaması adına böylesi günleri daima hatırlaması, hatırlatması da elzemdir. Dolayısıyla böylesi anmalar tarihi yaşayarak öğrenmenin ve bu bilinçle kimlik kazanmanın yollarından birisidir.
Tüm bunlar sebebiyle Federasyonumuzun içinde bulunduğumuz mekanın düzenlenmesini sağlaması yönünde bir tasarrufa gitmesi zorunluluğu doğmuştur. Nihayetinde bölge dernekleri ile koordinasyon kurarak bu mekanlarda anma programları organize edile gelmiştir.
Ancak bu anma programlarını gerçekleştirirken Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ile yöre halkının sağlamış olduğu büyük destek de asla yadsınmamalıdır. Ayrıca bu yöredeki derneklerimizin yöneticileri, üyeleri ve soydaşlarımızın da verdikleri emeklerin toplumumuz için ne kadar değerli olduğunu da belirtmem gerekir.
Ancak bu mekanların olduğundan çok daha iyi duruma getirilmesi de bu toplumun ortak bilincinin sahibi ve varisi olan bizler için tarihsel bir ödevdir. Atalarımızın verdikleri yaşam mücadelesinin anlam ve önemine uygun olarak bu bölgenin yeniden düzenlenmesi, tarihimize saygımızın bir gereğidir. Nitekim bu mekânlar, bir Çanakkale şehitliği olmayı hak etmektedir. 
Bu şiar ile çıkılan yolda Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığımızca bir projenin ilk adımları atılmış durumdadır. Sayın Başkanımıza verdiği destekten dolayı teşekkür ederim. Bu mekanlar gibi verilen destekler de toplumumuz hafızasında şimdiden önemli bir yer edinmiştir.
Değerli Büyüklerim, saygıdeğer kardeşlerim, halkımın sevgili dostları,
Bizim en büyük amacımız ve dileğimiz: Yaşadığımız acılar bir daha yaşanmasın… Anavatandaki kardeşlerimizle diasporada yaşayanlar birlik ve dayanışma içinde olsun… Savaşlar yaşanmasın… Yaşadığımız topraklarda barış, huzur ve istikrar olsun… ve bu toprakları zengin kılan halkların olduğu gibi bizim de dilimiz, kültürümüz ve kimliğimiz sonsuza dek yaşasın…
Atalarımızı, maruz kaldığımız büyük acıları yad ettiğimiz bugünde, acılarımıza ortak oldunuz sağolunuz,  varolunuz…
Daha güzel günlerde görüşmek dileklerimle, saygı ve sevgilerimi sunarım.

Karaağaç köyü Muhtarı da mezarlık ve anıt hakkında bir açıklama yaptı.

Çerkes - Rus savaşları ve Büyük Çerkes Sürgünü esnasında hayatını kaybedenler ve Karaağaç köyü mezarlıklarında yatan Çerkes’ler için topluca dualar okundu.

Anma proğramı ikinci bölümüne ise Çerkes’lerin  atalarının sürgün sonunda karayla ilk buluştukları yer olan  Babalı köyü sahilinde devam edildi.

Kefken Babalı köyü sahilinde yapılan anmaya, Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Yaşar ASLANKAYA, Kafkas Dernekleri Federasyonuna bağlı Dernek Başkanları ve Yönetim Kurulu üyeleri ile Türkiye’nin dört bir yanından gelen 20 bin kişiden fazla Çerkes katıldı.

Anma etkinliği akşam saat 20:00 sıralarında Babalı köyü merkez camii önünde yürüyüş korteji oluşturularak başlatıldı.

Yürüyüşe katılan yaklaşık 20 bin Çerkes Babalı sahilinden tur atarak kumsala dizildiler





Günün anlam ve önemi hakkında KAFFED Yönetim Kurulu Üyesi ve DÇB Genel Başkan Yardımcısı Sayın Recami BURSA Kaberdeyce bir dua konuşması yaptı.
 
KAFFED Genel Başkanı Yaşar ASLANKAYA’nın yaptığı konuşmanın ardından Thamedeler ve Dernek Başkanları hep birlikte “21 MAYIS 1864” yazılı çelenk denize bırakıldı ve yürüyüşe katılan Çerkes’lere alan girişinde verilen karanfiller sahil boyunca kumsala bırakıldı.



KAFFED Genel Başkanı Yaşar ASLANKAYA anma proğramına katılanlara hitaben günün anlam ve önemini açıklayan yaptığı konuşma metni;



 
Konuşmanın başlangıcında Adıgece selamlama ve temenni konuşması yaptı.
sayın Protokol ve Saygıdeğer Büyüklerim,
Değerli Dernek Başkaları ve Yöneticileri,
Sevgili Abazalar, Adıgeler, Çeçenler, Osetler ve yürekli dostlarımız,
Kıymetli basın ve yayın emekçileri,
Kafkas Dernekleri Federasyonu tarafından her yıl düzenlenen,
“21 Mayıs, Çerkes Soykırım ve Sürgününü Anma” etkinliğine hepiniz hoş geldiniz.
Çerkes Soykırım ve Sürgününde yaşamını kaybettiklerimizi saygıyla anıyor, aziz hatıralarının önünde saygıyla eğiliyorum. 
Benzer acıları Allah kimseye yaşatmasın. 
Bilindiği üzere 21 Mayıs 2016, Çarlık Rusyasının kolonyalist politikaları ve stratejik hedefleri doğrultusunda, halkımıza uyguladığı soykırım ve sürgünün 152. yıldönümüdür. 
Dünyanın dört bir yanına dağıtılan halkımızın evlatları, atalarının yaşadığı acıları ve anayurtlarını hiçbir zaman unutmadılar, unutmadık. 
Bugün burada, Çarlık Rusyası ordularına karşı 101 yıl direnen atalarımızın, tüm dünyayı hayran bırakan mücadele azmini, gururla ve saygıyla anmak için toplandık. 
Bugün burada, el ele, omuz omuza, ulusal varoluş mücadelemizdeki kararlılığımızı tüm dünyaya göstermek üzere toplandık.
Bu ulusal bilinç ve dayanışma ruhuyla aramızda olan herkese şükranlarımı sunarım.
Hepimiz biliyoruz ki, bugün kendi vatanımızda 20 milyonluk bir halk olarak değil de, farklı ülkelerin vatandaşı olarak yaşıyorsak ve sadece 6-7 milyon kaldıysak, bunun sorumlusu uğradığımız soykırım ve sürgündür. 
Bugün bizler, vatanını sevmekten ve korumaktan başka derdi olmayan atalarımızın maruz kaldığı acıları, hem de vatanımızdan farklı topraklarda yad ediyorsak, bunun birinci derece sorumlusu Çarlık Rusya’sıdır.
Yine bugün ben bu konuşmayı, anadilimde değil de, sonradan öğrendiğim bir dilde yapmak zorunda kaldıysam, bunun da en büyük sorumlusu üzerinde yaşadığımız toprakların yönetimleridir. 
Bu toprakları ayak basmayı başaran atalarımız, dağınık iskan politikası nedeniyle birbirlerinden koparıldılar. Bu dağıtılmışlığın üstüne gelen inkar ve asilimasyon politikaları nedeniyle, dilimizi, kültürümüzü, kimliğimizi koruyamaz hale geldik. 
Uzun yıllar anavatan ve diasporamız birbirine ulaşamadı. 90’lı yıllarda, Sovyetlerin yıkılmasıyla başlayan süreçte birbirine kavuşan anavatan ve diaspora örgütlerimiz, ulusal sorunumuzun ve taleplerimizin gündeme girmesi için yoğun çaba gösterdi. 
Anavatan Cumhuriyetlerimizin parlamentoları, 1992’de başlayarak farklı tarihlerde, yaşananları soykırım olarak tanımlayan kararlar aldılar. Devamında halkımızın yaşadığı tarihsel acıların telafisi için Rusya Federasyonu’na gerekli başvurularda bulundular. 
Türkiye’de ise, Federasyonumuzun öncülü kurumlarımızın girişimleriyle 1989 yılında başlayan 21 Mayıs Anma Programları sayesinde Çerkes Soykırım ve Sürgünü hem toplumumuzun hem de ülkenin gündeminde yerini aldı.  
Buradan hepinizin huzurunda tekrar çağrıda bulunuyorum; Muhataplarımız Rusya ve Türkiye ulusal sorunumuzun varlığını koşulsuz kabul etmelidir. 
Ve devamında Rusya, Türkiye yönetimleri ile Anavatan ve Diaspora temsilcilerinin katılımıyla, halkımızın maruz kaldığı trajedinin tarihsel boyutları ve günümüze yansımaları uluslararası görüşmelerde ele alınmalıdır. 
Bu görüşmeler sonrasında;
Rus İmparatorluğunun mirasçısı olan Rusya Federasyonu yönetimi:
* Kendi tarihi ile yüzleşerek, Çerkes Soykırım ve Sürgünü’nü tanımalı ve halkımızdan özür dilemelidir.
* Diasporada yaşayan halkımıza anavatanına kayıtsız şartsız dönüş ve çifte vatandaşlık hakkı vermelidir.
* Anavatana dönüş yapak isteyenler için gerekli yasal teşvik ve altyapıyı sağlamalıdır. 
* Diasporada yaşayanlara dilimizin ve kültürümüzün yaşatılması için destek olmalıdır. 
Osmanlı İmparatorluğunun mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti yönetimi ise:
* Halkımızın maruz kaldığı dağınık iskan, inkar ve asimilasyoncu politikaların sonuçları ile yüzleşmeli, telafisi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmalıdır.
* Temel insan haklarına ve evrensel normlara uygun, sivil, çağdaş bir anayasa hazırlamalıdır.
* Tüm yurttaşların anadillerini ve kültürlerini korumaları için sadece izin veren değil, teşvik eden, destekleyen olmalıdır.
* Devlet okullarında anadili eğitimi yaygınlaştırılmalı ve devamında anadilde eğitime geçilmelidir.
* Anadilimizde televizyon ve radyo yayınları yapılmalıdır.
* Abhazya ve Güney Osetya tanınmalı ve direk ulaşım sorunu giderilmelidir. 
Muhataplarımız Rusya ve Türkiye yönetimlerinin halkımızın bu taleplerine sorunlarına yapıcı bir şekilde yaklaştığını söylememiz mümkün değildir. Dile getirdiğimiz talepler her iki ülke yönetimin sessizlik duvarına çarpmaktadır. 
Sovyet coğrafyasında 1990’da başlayan, göreceli özgürlük ortamı, maalesef 2000 yılından sonra gerilemeye başladı. Özellikle 2010 yılı Ocak ayında yürürlüğe giren Kuzey Kafkas Federal Bölge sistemi, bölgedeki tüm dengeleri halkımızın aleyhine olacak şekilde değiştirdi. 
Türkiye’de ise son yıllarda hepimizi umutlandıran bazı gelişmeler oldu. Hükümet, kendimizi ifade ve anadili öğrenme gibi konularda önemli adımlar attı. Verdiğimiz mücadelenin etkisiyle artık siyasiler veya bazı örgütler, “Çerkes Soykırım ve Sürgünü kabul edilmelidir” demeye başladılar. Kişiler, partiler veya kurumlar, halkımızın acılarını paylaşan mesajlar yayınlıyorlar. 
Ancak olumlu gelişmeler, ne hikmetse, son birkaç yılda adeta durma noktasına geldi. Türkiye hükümeti yetkilileri “artık inkar, red ve asimilasyon dönemi sona erdi” veya “anadilin eğitimi için fırsat yarattık” diyorlar ancak başka kelimelerle şunu ima ediyorlar; “Bizden bu kadar, bundan sonrasında başınızın çaresine bakın”. 
Tüm bunların yanı sıra iki ülke arasında gerginliğe neden olan uçak krizi hâlihazırdaki kazanımlarımıza da büyük ölçüde zarar vermiştir. Rusya’da soydaşlarımıza yönelik gerçekleştirilen yargısız infazların yanı sıra Türkiye’de yaşadığımız sorunların çözümü için başvurduğumuz mercilerin tutumları bizi yeniden yalnızlığımızla yüzleştirmiştir. 
Dolayısıyla belirtmek gerekir ki; bir musibet bin nasihatten iyidir. Bugün görmekteyiz ki toplumsal taleplerimizin yılmadan dile getirilmesi ve takipçisi olunması artık çok daha önemlidir. Ancak birlikteliğimizden doğan bir güç ve kararlılığımız ile Türkiye ve Rusya yönetimlerin tavır ve tutumlarını değiştirebiliriz. 
Unutulmamalıdır ki biz bir ışık olabiliriz. Yaşadığımız onca acıya rağmen Türkiye ve Rusya sürdürülebilir bir işbirliği ve istikrar için toplumumuza muhtaçtır. Bu ise ancak taleplerimizin yerine getirilmesi, haklarımızın yasal olarak korunması ile mümkün olacaktır. 
Bu akşam burada yakılacak ve her an yüreğimizde yanan NART ateşi oldukça anavatandaki kardeşlerimizle buluşmamıza kimse engel olamayacaktır. 
Sevgili Soydaşlarım,
Burada kendimiz ile ilgili bir konuyu da vurgulamak isterim. Türkiye diasporasında özellikle son beş- altı yıllık dönemde, yeni aktörler ve farklı yapılanmalar ortaya çıktı. 
Aradan geçen zaman içinde tüm örgütlenmelerimiz arasında ciddi sorunların yaşandığına tanık oluyoruz. Özellikle sosyal medya üzerinden yürümekte olan tartışmaların üslubu ve yöntemi kabul edilemez bir noktaya gelmiştir. 
Dışarıdan bakanların hayretle izlediği bu dağılmışlık hali ve kutuplaşmanın halkımızın varoluş mücadelesine katkı sunmayacağı hepimizin malumudur. Halkımızın sorunları için çalıştığını iddia eden tüm kişi ve kurumları itidalli davranmaya davet ediyorum. 
Federasyonumuzun bazı kişisel ve kurumsal saldırıları cevapsız bırakması veya bazı tartışmalara müdahil olmayışı, kimi çevrelerde acizlik olarak algılanıyor. Ancak bizim bazı konulardaki “sükutumuz ikrardan” değildir, ortamın daha fazla gerilmesine araç olmamaktandır.    
Sayın Dernek Başkanları ve Yöneticileri
Geçen yıl Türkiye’nin hemen her yerinde özverili çabalarınızla bölgelerinizde 21 Mayıs anma etkinlikleri düzenlediniz. Toplumumuzda büyük farkındalık yaratan etkinliklerin bu yıl da aynı kararlılıkla ve çok daha büyük katılımlarla yapılacağına inancım tamdır. 
Değerli Büyüklerim, Sevgili Kardeşlerim,
Bizler bugün burada, yüzyıllar süren bir savaşın kurbanlarının sürgündeki torunları olarak buluştuk. Ancak biliyoruz ki, anavatanda yaşayanlarımızla ve dünyanın 40 ülkesine savrulan kardeşlerimizle birlikte, biz hala bir bütünüz. 
Biliyoruz ki bugünlerde hepimizin yüreğinde aynı acı, dudaklarımızda aynı titreme ve gözlerimizde aynı gözyaşı var. Biz yüzyıllardır yok edilemeyen yürekli bir halkız. 
Atalarımız bu topraklara gelirken sadece yaşanmış acıları değil, o eşsiz dilimizi, kültürümüzün yanı sıra saygı ve saygıya dayalı bir yaşam biçimini de getirdiler. Bu kıymetli mirası yaşayarak ve yaşatarak, bugünlere gelmesini sağlayan herkese minnettarız. 
Bugün atalarımızın bu topraklara ayak bastığı ilk yerlerden biri olan bu mekanda,  geliniz atalarımızın eşsiz mirasını, karşılıklı sevgi ve saygı içinde, sonsuza dek yaşatmak için kendi kendimize ve birbirimize yeniden söz verelim. 
Federasyon olarak inancımız odur ki, böylesi etkinlikler hepimizin, özellikle de genç nesillerin, ortak tarih ve ulus bilinci etrafında bir araya gelmesini sağlayacaktır. Ve bu anlamlı birliktelikler, daha iyi bir gelecek kurmamızı mümkün kılacaktır. 
En güzel dileklerimle, hepinizi bir kez daha saygı ve sevgiyle selamlıyorum… 
Dönüş yolunda hepinize iyi yolculuklar dilerim. Sağsalim evlerinize varırsınız inşallah… 
Son olarak, öncelikle bu organizasyonda emeği geçen herkese, özellikle bölge derneği yöneticilerine ve genç kardeşlerime, destek veren Kocaeli Büyükşehir Belediyesine, Kandıra Belediyesi ve diğer resmi makam temsilcilerine teşekkür etmek isterim.
Sağlıcakla kalın…

Konuşmaların ardından tören daha sonra büyük anma ateşinin yakılmasıyla devam edildi.



Nart ateşi etrafında üzerlerinde sülale simgeleri bulunan mezar taşları ile birlikte gençler saygı nöbeti tuttular.

Sahneden ağıt sunumu yapıldı.

Anma programı devamında 800 meşale gençler tarafından taşınarak deniz kenarında kumlara saplanarak bırakıldı.



Anma programına katılan Çerkeslerin büyük bir çoğunluğu gece geç saatlerde evlerine dönmek üzere hareket ettiler.

Gönüllü olarak sahilde kalan yaklaşık 150 kadar Çerkes genci ise Nart ateşinin etrafında  sabaha kadar nöbet tutarak atalarını andılar.

Göksun Dernek Başkanı sayın Fatih SERİN’inde katıldğı anma proğramına DÇB delegesi ve Kaffed yönetim Kurulu Üyeleri Bekir Sami YAVUZ, Göksun Çerkes Derneği eski Başkanı Bedri TOKUÇ, Afşin Çerkes Derneği eski başkanı Adnan ÖZDEMİR, Kahramanmaraş Kafkas Kültür Derneği başkanı Lisan ALKIŞ ve Dernek yönetim kurulu üyeleri ile Kahramanmaraştan ve diğer illerden bir çok Göksun’lu hemşerimiz de katılmıştır.

Atilla Mutlu ALKIŞ/ANKARA
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1184 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam28
Toplam Ziyaret96872
Kafkasya'da Üniversite Eğitimi

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Devlet Üniversitesi'ne,

Adıgey Cumhuriyeti Devlet Üniversitesi'ne,

Maykop Devlet Teknoloji Üniversitesi'ne

burslu öğrenci gönderilecektir...

detaylar için:

kafkasfederasyonu.org

REKLAM

Buraya Reklam Verebilirsiniz

Bir Çerkes Atasözü der ki!

Misafirin KÜÇÜĞÜ,

Dayının GENCİ,

Damadın YAŞLISI,

OLMAZ

Saat
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 5°